Categories
Dereköyü
KÖYÜMÜZÜN GENEL TANITIMI Köyümüz Düzce İlinin Gümüşova İlçesine bağlı bir köydür. İlçeye uzaklığı 8 km'dir. Doğusunda Ardıçdibi ve Yıldıztepe, batısında Yeşilyayla, kuzeyinde Zekeriya ve güneyinde Yongalık köyleri ile çevrilidir. Ayrıca yine kuzeybatısında Yongalık Köyü'ne bağlı olan Lazlar Mahallesi (Devrek) bulunmaktadır. Yıldıztepe Köyü'ne halk dilinde "Kuşkuş", Yeşilyayla Köyü'ne de "Bıçkı" denmektedir. Köyümüz Ankara'ya 230 , Istanbul'a 220 ve Karadenize sadece 45 km mesafededir. Köyümüz 89 hane ve 298 nüfusludur. Fakat bu nüfus yaz aylarında fındık toplama vesilesi ile köy dışında bulunan insanlarımızın da katılımıyla bir o kadar artmaktadır. Bu artış köyümüze ayrı bir hareketlilik getirmektedir. Fakat fındıklar toplandıktan sonra köy yine eski sessizliğine bürünmektedir. Köyümüz eski İpek Yolu’na ve şimdi bu yol üzerinden geçen TEM otoyoluna sadece 1 km mesafededir ve TEM otoyolundan köyümüz görünmektedir. Köyümüzde üç mahalle bulunmaktadır. Bunlar; Deregözü, Bıçkıbaşı ve Espitdüzü mahalleleridir. Nüfus yoğunluğu Espitdüzü mahallesindedir. Köyümüzün şu anki muhtarı Arif Usta’dır. Kendisi bugüne kadar seçilen en genç muhtardır. Yol Durumu: Köyümüzün yolları şu an asfalttır. Fakat ilgisizlik nedeniyle yer yer bozuktur. Deregözü mahallesi biraz çukurda kaldığından başta muhtarlar olmak üzere tüm yetkililer tarafından yıllarca ihmal edilmesi neticesinde yolu doğru dürüst yapılmamış ve asfaltlanmamıştır. Ancak 2005 yılında asfaltlanması yeni köy yönetimince karara bağlanmıştır. Halbuki Deregözü, Ardıçdibi ile köyümüz arasında bir köprü vazifesi görmesine ve tam ikisinin ortasında olmasına rağmen yolu yapılmamış ve köye alınan sulardan su da verilmemiştir. Yıllarca bu mahallemizi ne Ardıçdibi Köyü ne de kendi köyümüz bir mahallesi olarak kabul etmiş, oradaki insanları adeta yalnızlığa itmişlerdir. Ancak herhangi bir ihtiyaç halinde kapılar çalınmıştır. Su anki yeni köy yönetiminin ne yapacağı ise merak konusudur. Su Durumu: Köyümüz su ihtiyacını Bıçkı Dağı ve ona yakın olan yerlerden getirilen sulardan karşılamaktadır. Bunun haricinde köy içinde bulunan kaynak sularından da büyük oranda yararlanılmaktadır. Bunlardan tam olarak bilinmemesine rağmen 700 – 800 yıllık bir geçmişe sahip olan Soğuksu önemli bir yere sahiptir. Bu su Espitdüzü mahallesine verilmiş ve yol üzerinde bir de ceşme (Ali Paşa Ceşmesi) yapılmıştır. Bunlara ek olarak Katiplerin Suyu denilen su da bu mahalleye verilmiştir. Mahalle boyunca Mehmet Usta, Fazlı Gündoğdu ve Şaban Küçüköztürk tarafından üç çeşme daha yaptırılmıştır. Fakat yaz aylarında yine de sular yetmemektedir. Egitim Durumu: Köyümüze okul 1972 yılında yapılmıştır. Bundan önceki yıllarda talebeler komşu Ardıçdibi Köyü'ne okula gitmekteydiler. 1972 yılında ise mescit olarak kullanılan bir oda okula çevrilmiş ve 4 yıl boyunca burada eğitim verilmiştir. Daha sonra Köylü - Devlet işbirliği ile Espitdüzü mevkiinde 2,5 dönümlük bir arazi üzerinde lojmanı ile beraber yeni bir okul inşa edilmiş ve halen kullanılmaktadır. Köyümüzden devletin birçok kademelerinde çalışan insanlarımız bulunmaktadır. Bunların çoğunluğunu ise öğretmenler teşkil etmektedir. DEREKÖYÜ Arazi Durumu: Köyümüzde çayır, orman ve tarıma elverişli araziler vardır. Ortalama 110 dönüm mera ve 600 dönümlük de ormanlık alan mevcuttur. Buna etrafındaki dağlar dahil değildir. Ekilebilir arazi ise buralara fındık dikilmesi sebebiyle oldukça daralmıştır. Ancak küçük küçük bahçeler mevcuttur. Bunların toplamı da 200 dönümü geçmemektedir. Köyün toplam arazisi ise yaklaşık 2600 dönümdür. Köyümüz tepelere kurulmuş olduğundan sulanabilir arazi hemen hemen yoktur. Ancak Değirmenyanı mevkiinde Bıçkı Deresi boyunca uzanan 100 – 150 dönümlük arazi sulamaya elverişli olmasına rağmen sulama yapılmamaktadır. Arazilerin ailelere dağılmasında büyük bir oransızlık mevcuttur. Bazi ailelerin 150 dönüme yakın arazisi bulunmasına rağmen, bazılarının 30 dönüm civarlarında arazisi mevcuttur. Bu arazilerde tarım aletleri olarak kazma, kürek, nacak, balta, tırpan, traktör, pulluk, tırmık, buğday harmanı ve fındık harmanı makineleri kullanılmaktadır. Son zamanlarda ortaya çıkan ve halk dilinde "Tırtır" denilen araçlar halkı büyük bir zahmetten kurtarmış, aşağı yukarı tüm taşıma ve toprak işleme ihtiyaçları bu araçlarla yapılır hale gelmiştir. Bu araçlar aslında toprak işleme amacıyla piyasaya sürülmüş, fakat Türk Milletinin kıvrak zekası sayesinde taşıma aracına dönüştürülmüş ve son zamanlarda da oldukça modernleştirilmiştir. Hububat Durumu:Köyümüzün tek geçim kaynağı fındıktır diyebiliriz. Bunun yanında herkes kendi ihtiyaçları için fasulye, domates, patlıcan, biber, kabak, mısır, buğday, soğan, patates, marul ve maydanoz gibi bitkiler yetiştirmektedir. Fakat yeterli değildir. Halk yine ihtiyaçlarının büyük bir kısmını pazarlardan karşılamaktadır. Köyümüzde çok çeşitli meyveler bulunmaktadır ve köylümüz bunu kendi ihtiyaçları için kullanmaktadır. Başlıcaları; erik, elma, armut, vişne, kiraz, dut, üzüm, ayva vb. Hayvancılık: Köyümüzde genellikle karasığır (yerli) ve koyun hayvancılığı yapılmaktadır. Bunun yanında tavukçuluk da önemli bir yer tutmaktadır. Bu hayvanlardan et, süt, yumurta gibi ihtiyaçlar karşılanmakta, ihtiyaç fazlası ise aile bütçesine katkıda bulunmak amacıyla pazarlarda satılmaktadır. Son zamanlarda devlet eliyle hayvan besihaneleri kurulmaya çalışılmış, fakat paraların başka amaçlarda kullanılmaları nedeniyle bunda başarılı olunamamıştır. Ulasim Durumu:Köyümüz Gümüşova ilçesine 8 km, Düzce’ye 25 km, Bolu’ya 75 km ve Sakarya’ya 60 km'dir. TEM otoyoluna 1 km, D-100 karayoluna ise 8 km'dir. Ancak TEM otoyolundan köy yakınlarında herhangi bir çıkış olmadığından İstanbul yönünden gelindiğinde Hendek çıkışından, Ankara yönünden gelindiğinde ise Gölyaka – Gümüşova çıkışından çıkıp Gümüşova üzerinden köyümüze ulaşılır. Ormancılık:Köyümüz bir orman köyüdür ve etrafı ormanlarla kaplıdır. Buna bağlı olarak da havası oldukça temizdir. Ekolojik dengenin bozulmaması yönünden ormanın öneminin çok olmasına rağmen, köylülerimiz bu konuda yeterli şekilde bilgilendirilememiştir. Zaman zaman dengesiz ağaç kesimi nedeniyle topraklarımız erezyona uğrayarak, yağmur sularıyla beraber heba olup gitmektedir. Şu ana kadar da buna herhangi bir önlem alınmamıştır. Özellikle Deregözü mahallesinde bulunan mera tam bir heyelan bölgesi olup, buradan her yağmur yağdığında azımsanamayacak derecede toprak sel sularıyla beraber yok olup gitmektedir. Son 76 yılda ormancılığın takip ettiği seyir: 1928 yılından 1930 yılına kadar devlet tarafından taban-kalas için kestane ve karaağaç işletilmistir. 1935 – 1938 yılları arasında yine devlet eliyle tren yollarında kullanılmak üzere treviz elde etmek amacıyla orman kesimi yapılmıştır. Aynı amaçla 1945 – 1947 yılları arasında kesim yapılmıştır. 1943 – 1946 ve 1951 – 1952 yılları arasında da kibrit üretimi amacıyla devlet eliyle kavak kesimi yapılmıştır. 1943 – 1945 yılları arasında bunlara paralel olarak maden ocağı direği için geniş çaplı bir kesim daha yapılmıştır GENEL TANITIMI 1930 yılından 1975 yılına kadar Küçük Melen’den Gümüşova’ya kadar olan yaklaşık 30 köyün yakacak ihtiyacı da devletçe verilen izinle köyümüz ormanlarından (Bıçkı Dağı) temin edilmiştir. Yapılan bunca tahribattan sonra ise devlet tarafından bu ormanlara çürük raporu verildiği söylenmektedir. Köy halkının tahribatına gelince; köyümüz orman içine kurulu olduğundan halk ekim ve dikim yapabilmek amacıyla ormanları açma yoluna gitmiştir. Kullanılabilir arazinin büyük bir bölümü bu yolla sağlanmıştır. Uzun yıllar köy halkı geçimini odun satarak temin etmiştir. Köy yaşlılarından edinilen bilgilere göre 40 - 50 yıl önce bu ormanlar arasından güneşi görmenin mümkün olmadığı kadar gürmüş. Fakat hele 1978 – 1981 yılları arasında bu ormanlarda iki-üç kişinin ellerini birleştirerek kucaklayamadığı 300 – 400 yıllık ağaçlar adeta şuursuzca bir katliama uğramış ve 3 yıl boyunca bu katliam sürmüştür. Bıçkı Deresi’nden buz gibi, berrak ve güldür güldür akan suyun sesi 1 - 1,5 km öteden duyulurken, bazılarının, ağaçların büyük bir gürültüyle yıkılışını zevkle seyretmek, bazılarının para kazanmak ve bazılarının da kendi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yaptıkları katliam neticesinde suların gürültüsü yerini büyük bir sessizliğe bırakmıştır. Her tarafından sular fışkıran Bıçkı Dağı adeta küstürülmüş, fakat intikamını da almıştır. Çünkü bu kıyımı yapanların bir çoğunun sonu pek de iyi olmamış, kazandıkları paralardan da herhangi bir hayır görememişlerdir. Böylece hem ilahi adalet yerini bulmuş, hem de doğa intikamını almıstır. Bir agacın ortalama yetişme süresini 30 yıl olarak hesaplarsak, yapılan katliamın boyutlarının ne kadar korkunç olduğunu görmek hiç de zor olmasa gerek. Bıçkı Dağı yine doğanın kendi gayretleri neticesinde yavaş yavaş tekrar yeşillenmeye ve ağaçlar büyütmeye başlamıştır. Fakat işin en acı yönlerinden bir tanesi, asıl ormanları koruması gerekenler de bu katliama iştirak etmişlerdir. Umarız devlet halkımızı ormanların korunması yönünde yeterince bilgilendirir ve şu anki hazır ormanları daha özenle korur. Avcılık: Fındıklara yapılan bilinçsizce ilaçlamalardan dolayı köyümüzde kuş türleri hemen hemen yok olmuşlardır. Bundan 20 - 25 yıl öncesine kadar köyümüzün her tarafı cıvıl cıvıl kuş sesleriyle yankılanırdı. Bu sesler adeta insanın ruhunu okşardı. Fakat bugün kuşlar köyümüzde sayılacak kadar az kalmışlardır. Hatta yaz - kış hiç eksik olmayan kargalar bile yok olmuşlardır. Avrupa ülkelerinde kullanılması kesinlikle yasak olan ilaç ve gübrelerin ülkemizde serbest olması acaba ne kadar doğrudur? Bu konudaki yorumu sizlere bırakıyoruz. Ormanlarımızda yaşayan kuşlar ise bu konuda oldukça sanslı olduklarından herhangi bir ilaçlamadan etkilenmeden yaşamlarını devam ettirebilmektedirler. Fakat yine insanlarımız tarafından yapılan kuş avcılığı, üveyik, keklik, güvercin gibi kuş türlerini hemen hemen yok etmistir. Önceleri bol olarak bulunan tavşanlara rastlamak da dengesiz avcılık yüzünden pek mümkün olmamaktadır. Kış aylarında ise yaban domuzu avcılığı yapılmaktadır. Tarihi ve Kültürel Yapısı: Köyümüz oldukça eski bir yerleşim alanı olmasına rağmen o günlerden kalan herhangi bir tarihi eser yoktur. Bundan 30 yıl öncesine kadar Espitdüzü mahallesinde kilise kalıntıları görülmekteydi. Köyümüz eski İpek Yolu'na çok yakın olduğundan definecilerin de iştahlarını kabartmıştır. Fakat kaçak olarak yapılan bu kazılardan bir iki taş mezarın haricinde herhangi bir şey bulunamamıştır. Köyümüz sınırları içinde kalan Kocataş mevkiinde de define aramaları yapılmıs fakat herhangi bir şey bulunamamıştır. Heybetli duruşundan olsa gerek, Kocataş'a cinlerle ilgili efsaneler yakıştırılmıştır. Sportif faaliyetler: Köyümüzde herhangi bir sportif faaliyet maalesef yapılmamaktadir. Ancak yaz aylarında köyler arası futbol turnuvaları düzenlenmekte ve köyümüz de bunlara iştirak etmektedir. Dogru dürüst bir futbol sahası yoktur. Espitdüzü mahallesinde küçük düz bir alan greyderle düzeltilerek az da olsa futbol oynamaya elverişli hale getirilmiştir. Fakat son zamanlarda bakımsızlık ve ilgisizlik nedeniyle burası da oldukça bozulmuş, hayvanlar için bir mera olmuştur. Yeni muhtarımızdan beklentimiz buranın tekrar futbol oynamaya elverişli hale getirilmesidir. Komşu Köylerimiz: Komşularımızdan Ardıçdibi Köyü de engebeli arazi üzerine kurulmuştur. Fakat bizim köyümüze nazaran daha düz araziye sahiptir. Alt Mahalle, Kıran ve Üst Mahalle olmak üzere üç mahalleden oluşur. Nüfusu bizim köyden kalabalıktır. Her konuda bizim köyle aynı özelliklere sahiptir. Yongalık Köyü'nün ise tamamına yakını düz arazi üzerine kurulmuştur. Bu ise Yongalık'a her konuda büyük avantajlar sağlamaktadır. Tarihi ise oldukça eskidir. İpek Yolu'nun tam üzerinde ve şimdiki TEM otoyolunun hemen kenarındadir. İlcemiz Gümüşova'ya 4 km ile en yakın olan köydür. Bizim köyle aynı özelliklere sahiptir. Köyün biraz dışında çıkan ve birçok hastalıklara iyi geldiği söylenen şifalı suyu vardır. Diğer komşularımız ise köyümüze oldukça uzaktadırlar. KÖYÜMÜZÜN KURULUSU VE TARIHCESI Köyümüzün halkı Doğu Karadeniz kökenlidir. Trabzon ve Giresun yörelerinden 1897 yıllarında gelmişlerdir. 1893 Osmanlı-Rus harbi sonucu, Doğu Karadeniz'in işgale uğraması nedeniyle göç etmek zorunda kalanlardandırlar. İlk gelenler ise Hat Osman Çavuşoğlu, Hamzaoğullarından müderris Salih Efendi, Cinal Ogullarından (Cin Ali) Hacı Mustafa, Molla Ahmet Oğullarından Bilal Efendi, Haşimoğullarından Haşim Hoca, Çatalbaşoğullarından Emin Efendi, Dagalı (Oğuzlu) Oğullarından Molla Mahmut Efendi, Girpi Oğullarından Salih Efendi'dir. İlk gelenlerden olan Hat Osman Çavuşoğlu Akçaşehir'in (Bugünkü Düzce) bir köyü olan İstilli'ye yerleşir. Fakat Gölyaka'da bulunan Efteni Gölü'nün bir kısmının bataklığa dönüşmesi sonucu başgösteren salgın hastalık (Sıtma) nedeniyle burada tutunamayarak, Karasu'nun bir köyü olan Uluçukur'a yerleşir... Kızından olan bir de Salih adında torunu vardır ve torunu İstanbul'da medrese tahsili yapmaktadır. Salih Efendi İstanbul'da medrese tahsilini tamamladıktan sonra dedesini bulmak için (Osman Çavuş'u) Düzce'ye gelir. Dedesini bulamayan Salih Efendi, geri dönerken Düzce'nin Yongalık köyünde konaklar. Köyün imamı yoktur. Salih Efendi'nin imam olduğunu ögrenen köylüler, köyde kalması ve kendilerine imam olması için ricada bulunurlar. O da kabul eder ve burada iki yıl kadar kalır. Bu esnada dedesinin Uluçukur'da olduğunu öğrenir ve Uluçukur'a giderek dedesini de alıp geri gelir. İleride kendilerine köy kurmak için yer verirlerse tekrar köye imam olabileceğini belirtir ve buna köy halkını razı eder. Bunun üzerine Yongalık köyü sınırları içinde kendilerine gösterilen yerde bir köy kurarlar. Burada büyük bir ardıç ağacı bulunduğundan köye de "Uzun Ardıç" , bugünkü adıyla Ardıçdibi köyü adını verirler. Buraya yerleşen Salih Efendi ve dedesi geride kalan akrabalarını mektupla çağırırlar ve yukarıda saydığımız kişiler de köye yerleşirler. Zamanla köy nüfusu artar. İçinden derenin geçtiği çukurumsu bir yerde bir mahalle daha meydana gelir ve buraya da Deregözü mahalllesi adı verilir. Fakat bu mahalle köyün biraz dışındadır. Mahalle 24 haneye ulaşmasına rağmen köy yönetimine bu mahalleden kimse alınmadığından aralarında anlaşmazlık çıkar. Bu haksızlığa son vermek isteyen mahalle sakinleri yeni bir köy kurmak için devlete başvurur ve gerekli izni aldıktan sonra bugünkü Bıçkıbaşı, Espitdüzü ve Deregözü mahallelerinin bulundukları yerde kendi köylerini kurarlar. Deregözü mahallesinden esinlenerek köye de "Dereköyü" adını verirler ve 1958 yılında bugünkü köyümüz kurulmuş olur. Köyün kurulmasına en fazla katkıda bulunanlar ise Halit Taymaz, Hasan Hüseyin Çetin, Şükrü Gündoğdu ve Adem Sadak'tır.   Dereköyü Hakkında Genel Bilgiler (Sallama Versiyon)   Dereköyü.... Kurulusu m.ö. 1287 yillarina dayanmaktadır. Bugünkü tabirle ipek yolunun hemen kenarında kurulmuştur. Yapılan araştırmalardan elde edilen verilere göre bu tarihten önce ticaret kervanlarının uğrak yeri oldugu tespit edilmiştir.. Zaman zaman kervanlara yapılan baskınlar ve soygunlar yöre halkını da rahatsiz etmeye başlamış, bu işe bir son verme ihtiyacı hissedilmiştir. O zamana kadar Frigyalılar'a bağlı olan ve adı ''Agva'' olan Dereköyünde , m.ö. 1287 yılında genc bir asker olan Antonius kendi krallığını kurmuştur. Hemen akabinde bugünkü adıyla ''Deregözü Çimeni''nde Frigyalılara karşı yapılan ve çok kanın aktığı savaşı Antonius kazanmış, tahtını sağlamlaştırmıştır. Daha sonra hem Frigyalılara , hem de diger imparatorluklara karşı yapılan savaşlardan galip çıkmış, ülkesinin sınırlarını doğuda ardıç, batıda Bıçkı 'ya kadar genişletmiştir. Bulunduğu coğrafyada cok stratejik bir öneme sahip olan dereköyü Antonius Krallığından sonra dağılma sürecine girmiş, sırasıyla önce Roma İmparatorluğunun, Roma İmparatorluğunun dağılmasından sonra, Bizanslıların, Selçukluların ve Osmanlıların eline geçmiş, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasından sonra ise yeni kurulan cumhuriyet içinde yer almış ve adı 26 Mayıs 1927 yılında TBMM’inde alınan bir kararla Dereköyü olarak değiştirilmiştir. Büyük Selçuklu Devletinin dağılma sürecinde beyliklerle yönetilmiştir. Deregözünde Danacu Ali ve Dulun Abdullah Beyliği, Bıçkı Başında Tataru Hasan ve Memücü İbraam Beyligi ve Esbit Düzünde Danacu Salif ve Üçbaşın Halil beylikleri kurulmuştur. Bu beyliklere karşı zaman zaman Gabaş Ali adında bir komutan isyan etmisse de bu isyanlar bastırılmıştır. Deregözünde Danacu Ali ile Dulun Abdullah beyligi arasında çıkan son savaşı Dulun Abdullah kazanmış ve Danacu Ali Beyliğini kendi egemenligi altına almıştır. Deregözü çimeni: Tarih boyunca kanlı savaşlara sahne olmuş, adı tarih kitaplarına çağlarının en büyük savaşlarının yapıldığı alan olarak geçmiştir. Burada yapılan savaşlar sadece Dereköyü Krallığının yaptığı savaşlar olmayıp, başka uygun bir yer bulunamamasından dolayı, savaşmak isteyen komşu krallıklara savaşmaları için kiraya verilmiş olup, bu sayede iyi gelirler elde edilmiştir. Kazimin Çimeni: Bu büyük çimenlik alan krallıklar ve beylikler zamanında savaşmak amacıyla degil, savaştan önce konaklama ve ön hazırlık yapılan bir alan olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise her iki çimen hem hayvanlar için bir yiyecek kaynağı, hem de fındık harmanı olarak kullanılmaktadır. Kavlan Ağaçları: Tam 572 yaşında olan bu ağaçlar, 1438 yılında dönemin padişahı Sultan II Murat tarafından bir sefer esnasında dikilmiştir. Ve anısına bu ağaçların hemen altına bir çeşme yaptırmıştır. Bundan 30 yıl öncesine kadar bu çeşme hala kullanılmaktaydı. Daha sonra bu çeşme yıkılıp hemen yanına Göç İsinin Ahmet Efendi tarafından yeni bir çeşme yaptırılmıştır. Kocataş: Frigyalılar ve Roma İmparatorluğu döneminde Kosaisius Tasius olarak anılan Kocataş, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde heybetinden dolayı Heybetlü Taş olarak anılmış, Cumhuriyet döneminde çıkarılan bir kanunla adı Kocataş olarak değiştirilmiştir. Bulunduğu bölgenin en yüksek tepesinde olmasından dolayı gözetleme kulesi gibi kullanılmıştır. Etraftan gelecek olan tehlikeler bu tepeden rahatlıkla görülebiliyordu. Krallar da ona gore hemen hazırlıklarını yapıyorlar, daha güçlü bir savunma mekanizması oluşturabiliyorlardı. Heybetinden dolayı bu taşa çeşitli efsaneler de yakıştırılmıştır. Bu bölgede cinlerin alenen gezindikleri, eğlenceler düzenledikleri ve bunların çıplak gözle görüldükleri söylenir. Ayrıca çok eski bir yerleşim birimi olması münasebetiyle definecilerin iştahını kabartmış, yapılan tüm kazılarda bir iki kaya parçasından ve eski at nallarından başka bir şey bulunamamıştır. Hatta burada define arayan bazı kişilerin cinler tarafından uçurulduğu söylenir. Dereköyü bugün 3 mahalleden oluşmaktadır. Deregözü mahallesi: Diger mahallelere göre daha çukur bir alanda kurulmuş bu mahalle bir zamanlar büyük beylikler tarafından yönetilmiştir. En parlak dönemini Dulun Abdullah Beyliği döneminde yaşamış, çok gelişmiştir. Bu dönemde komşu beyliklerle ticaret geliştirilmiş, yollar, hanlar, çeşmeler ve değirmenler yaptırılmıştır. Bugün bu eserlerden ancak değirmen ayakta kalabilmiştir ve resterasyon için ödenek beklemektedir. Dulun Abdullah Sarayı… 1173 yılında yaptırılmıştır. İçinde hala o dönemin izlerini taşımaktadır. Deregözü Deresi bu mahalleyi ikiye ayırmaktadır. Eskiden kralların bu dere üzerinde sandal sefaları yaptıkları kayıtlara geçmiştir. Günümüzde iklim değişikliğinden dolayı erezyona uğramış olan bu derede su oldukça azalmış olup, sadece küçük hayvanlar yüzmektedirler. Bıçkı Başı Mahallesi Dereköyü'nün ortasında ve tepeler üzerine kurulmuştur. En parlak dönemini Tataru Hasan Beyliği zamanında yaşamıştır. Hem ekonomik hem askeri olarak büyük bir güce sahiptiler. Güclü bir yapıya sahip olmasından ve tepeler üzerine kurulmasından dolayı, kuşatılması güç olduğundan diğer krallıklar ve beylikler, bu beyliğe savaş açma cesaretini pek gösterememişlerdir. En son Osman Bey bizzat kendi komuta ettiği askerleriyle burayi işgal etmiş , 1311 yılında kendi egemenliği altına almıştır. Esbit Düzü Mahallesi: Daha çok kendi içindeki karışıklıklarla yaşamış olan bu beylik pek bir gelişme gösterememiştir. Devamlı çıkan isyanlar bu beyliği olumsuz yönde etkilemiştir. Bu isyanların en bilinenleri Gabas Ali isyanlarıdır. En parlak dönemini Osmanlılar zamanında yaşamış, yollar ve çeşmeler yaptırılmıştır. Bugün hala bu yollar ve çeşmeler kullanılmaktadır. Bıçkı Deresi Dereköyün en büyük derelerindendir. Çok eski tarihlerde buraların birer yerleşim alanı olduğu yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır. Bu dereden karşıdan karşıya geçmek için önce asma köprüler kullanılmış, daha sonra taş köprüler yapılmıştır. Fakat bu köprüler maalesef günümüze kadar gelememişlerdir. Ünlü Ayi İni Mağarası da bu dere üzerindedir. Eskiden bu mağarada vahşi hayvanların yaşadıkları yapılan kazılarda elde edilen kemiklerden tespit edilmiş olup 'Ayı İni Mağarası' adı verilmiştir. Yaşı kesin olarak bilinmemekle birlikte burada daha önceleri insanların da yaşadığı tespit edilmiştir. İlk insanların bu mağarada yaşadığı elde edilen bulgular neticesinde ortaya çıkmıştır. Eskiden çok geniş bir alana sahip olan bu mağara, kendisini meydana getiren süngüt taşlarının büyümesi nedeniyle devamlı daralma göstermiş ve halen daralmaya devam etmektedir.  
1 like